Soğuk metal zeminde gözlerini açtığında, ciğerlerine dolan ağır hava ve etrafındaki kan kokusu, Riya’yı dehşete sürükler. Uzay istasyonunun koridorları cesetlerle doludur, duvarlar kanla sıvanmıştır. Ne olduğunu hatırlayamaz, ama hayatta kalan tek kişi olduğunu düşünür. Ancak bu ölüm sessizliğinin içinde yalnız olmadığını anladığında, korkusu katlanarak büyür.
İstasyona yanaşan yabancı bir gemi, içinde Brion adında bir adamı barındırmaktadır. Brion, onu kurtarmaya geldiğini söyler, fakat Riya’nın içgüdüleri ona güvenmemesi gerektiğini fısıldar. Hafızasının derinliklerinden yükselen parçalar, buradaki görevin sıradan bir keşif olmadığını ve ekibinin sakladığı büyük bir gerçeği hatırlatır. Ancak hatırlamadığı şeylerin, bildiklerinden çok daha korkunç olduğunu hissetmektedir.
İstasyonun sistemleri birer birer çökmeye, ışıklar titremeye başlar. Duvarların ardında bir şey hareket etmektedir. Gölgelerin içindeki varlık, onları izlemekte ve hamlesini beklemektedir. Riya ve Brion hayatta kalmak için birbirlerine mecburdur, ancak gerçeği öğrendiklerinde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını fark ederler. Ölüm çoktan istasyonun kontrolünü ele geçirmiştir ve buradan kaçmanın bedeli, sandıklarından çok daha ağır olacaktır.