Orson, yıllardır kurumsal dünyanın sıkıcı ve katı kurallarına bağlı bir yaşam sürerken, içten içe bu sistemin içinde sıkışıp kaldığını hissetmektedir. İş yerinde, özellikle otorite figürleriyle ve meslektaşlarıyla anlaşmazlıklar yaşayan Orson, sosyal ilişkiler konusunda da giderek daha fazla zorlanmaktadır. Masa arkadaşı Rakesh’in gizemli ve mesafeli tavırları, onun yabancılaşma hissini daha da artırır.
Bir gün, tamamen rastlantı eseri keşfettiği, daha önce adını bile duymadığı bir oda, Orson’un hayatındaki dengeleri sarsmaya başlar. İlk başta basit bir mekân gibi görünse de, zamanla bu oda onun bilinçaltında bastırdığı düşünceleri ve fantezileri tetikleyen bir unsur haline gelir. Orson, bu gizemli atmosferin etkisiyle, yıllardır kaçındığı içsel çatışmalarla yüzleşmeye başlar. Merakı giderek artarken, cesur bir adım atarak bir resepsiyon görevlisini bu odaya davet eder. Bu davet, sadece onun için değil, kurumsal dünyanın katı gerçekleri ile bireysel hayaller arasında sıkışmış herkes için bir dönüm noktası olur.