Mia, kalemiyle dünyaları inşa eden, hayatı satır aralarında yaşayan bir yazardır. Yıllarca beklediği aşkı, Emil’de bulduğunda, hayatının nihayet anlam kazandığını hisseder. Emil, iki çocuğunu tek başına büyüten şefkatli bir babadır ve Mia da hızla bu ailenin bir parçası haline gelir. Ancak mutlulukları, bir çocuk sahibi olmaya karar verdiklerinde beklenmedik bir gerçekle sarsılır. Doğal yollarla hamilelik mümkün olmayınca, tıbbi müdahaleler kaçınılmaz hale gelir. Tüp bebek tedavisiyle başlayan süreç, ilişkilerini kontrolsüz bir girdaba sürükler. Yapay hormonlar, saatli programlanmış yakınlıklar ve sonuçsuz denemeler, Mia ve Emil’i birbirinden uzaklaştırmaya başlar.
Zamanla, etraflarındaki herkesin ebeveynlikle ilgili kendi savaşı verdiğini fark ederler. Mia’nın en yakın arkadaşı Gro, beklenmedik bir hamilelikle yüzleşirken, Mia’nın eşcinsel kardeşi ve partneri taşıyıcı anne bulma çabalarında hayal kırıklığına uğrar. Hayat, her birine farklı sınavlar sunmaktadır. Mia, kendi annelik arzusunun peşinden koşarken, Emil geçmişte kazandığı babalık rolü ile yeni bir çocuk sahibi olma fikri arasında sıkışıp kalır. Giderek büyüyen duygusal mesafe, ilişkilerini kırılma noktasına getirir.
Artık Mia ve Emil, yalnızca bir çocuk sahibi olup olamayacaklarını değil, aşklarının bu kadar büyük bir yükü kaldırıp kaldıramayacağını da sorgulamak zorundadır.