Beau Wassermann, otoriter annesi Mona ve hiç tanımadığı babası etrafında dönen, paranoyak ve gergin bir karakterdi. Kaygı bozukluğu ve korku ataklarıyla mücadele eden Beau, annesinin ölümü üzerine eski evine dönerek cenazesine katılmak zorunda kaldı. Ancak bu geri dönüş, hayatını daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Beau, annesinin cenazesini düzenlerken, onun gizemli ölümünün ardındaki gerçeği merak etmeye başladı. Mona, hiç kimseye söylemediği bir sırrı mı saklıyordu? Yoksa onun ölümünde başka biri mi sorumluydu?
Beau, bu soruların cevabını bulmak için annesinin eski eşyalarını karıştırmaya başladı. Bu sırada, annesiyle ilgili bazı şok edici gerçeklerle karşılaştı. Mona, aslında çok farklı bir insandı. Beau'nun bilmediği bir geçmişi ve karanlık bir tarafı vardı. Beau'nun bu keşifleri, onun kendi hayatını da sorgulamasına neden oldu. O da annesi gibi miydi? Kendi içinde karanlık bir taraf mı vardı? Beau, geçmişiyle yüzleşmek ve annesinin ölümüne dair gerçekleri ortaya çıkarmak için bir içsel yolculuğa çıktı. Bu yolculuk, onu kendi korkularıyla ve paranoyak düşünceleriyle yüzleşmeye zorladı. Ancak Beau, bu zorlu yolculuktan sonunda bir insan olarak daha da güçlü bir şekilde çıktı.