Divine G, işlemediği bir suç yüzünden haksız yere mahkum edilip Sing Sing Cezaevi'nin demir parmaklıkları arkasına düşer. Gerçekleri savunacak kimse yoktur ve umut, zamanla yerini umutsuzluğa bırakır. Fakat bir gün, bu karanlık duvarlar arasında, beklenmedik bir çıkış yolu bulur. Cezaevindeki tiyatro atölyesine katılmaya karar verir. Başlangıçta sadece zamanını öldürmek için bu atölyeye katılır, ancak kısa süre içinde sanatın gücünü ve dönüştürücü etkisini keşfeder.
Tiyatro, Divine için bir kaçış değil, bir kurtuluş olur. Sahneye ilk adımını attığında, içinde bastırdığı duygularla yüzleşmeye başlar. Sahne, ona sadece özgürlüğünü değil, aynı zamanda insanlık onurunu hatırlatır. Bir grup mahkumla birlikte, sanatın, onların acılarına karşı koyabilen, onları özgürleştiren bir dil olduğunu fark ederler. Ancak aralarına katılan yeni bir mahkum, içine kapanık ve şüpheci biri, herkesi kendi sınırlarını zorlamaya, daha derinlere inmeye iter. Mahkumlar, sıradan bir oyun oynamak yerine, komediyi sahnelemeye karar verirler. Geçmişin karanlık anılarını, mizahın hafifletici gücüyle yüzeye çıkarırlar.
Sahne, bir performans alanı olmaktan çıkar ve hayatla yüzleşme aracına dönüşür. Komedi, sadece güldürmekten öte, acıları hafifletir, hüzünleri dindirir. Divine G, her bir replikte yeniden doğar, içindeki kaybolan hayalleri ve umutları yeniden keşfetmeye başlar.